Sahillerin Tıklım Tıklım Dolmasına Sebep Olan Bronzlaşma Trendi Nasıl Ortaya Çıktı?

Kimimiz deniz kenarında, kimimiz havuz başında vücudumuzu bronzlaştırmak için saatlerce güneşleniyoruz. Peki aklınıza bu kültürün nasıl ortaya çıktığı hiç geldi mi? Gelin bronzlaşmanın tarihini inceleyelim.

Kaynak: https://www.messynessychic.com/2023/0…

İlk olarak Antik Mısır ve Antik Yunan dönemlerine ait mezar resimleri ve mozaiklerinde farklı özellikler ve cinsiyetler arasındaki ayrımı belirtmek için renk tonları kullanılmış.

Kadınlar her zaman erkeklerden daha açık tenli tasvir edilmiş çünkü bu onların dışardan çok evde zaman geçirdiğinin bir göstergesiymiş.

Diğer yandan erkekler daha koyu tenli olarak tasvir edilmişler.

Çünkü  onlara göre açık tenli olmak ”zayıflığın”, koyu tenli olmak ise ”yiğitlik ve gücün” göstergesiymiş.

Antik Roma’nın çöküşünden sonra, salgın hastalıklar, bronzlaşmış cildin popülerliğini düşürdü.

16. yüzyılda ise cilt beyazlatmak için kurşun ve arsenik karışımları, hatta sülükler kullanıldı! Güneşe maruz kalmak ise klişe ve şanssızlık göstergesiydi.

Hatta I.Kraliçe Elizabeth yüzünü kireç beyazına boyamanın erdemliliği artırdığına inanıyordu.

18. ve 19.yüzyılda ise güneşlenmek daha sağlıklı ve iyileştirici bir aktivite haline geldi.

Gelişen ve genişleyen imparatorluklar, açık tenli insanları sıcak sahil yerlerine göndererek tatillerinin bir göstergesi olarak bronzlaşmış bir ciltle geri dönmelerini sağlıyordu.

Victorya ve Edward dönemlerinde aristokrat kadınlar tenlerinin yanmaması için tüm açık bölgelerini örtmeye özen gösterdiler.

Hatta dışarıya çıktıklarında eldiven giyip, şapka takarak, yanlarında şemsiye taşıdılar. Böylece tenleri bronzlaşmadı.

1890 yılına gelindiğinde ise Theobald Palm tarafından güneş ışınlarının çocukların kemik gelişimi için önemi keşfedildi.

1891 yılında ise mısır gevreği üreticisi John Harvey Kellogg Kral Edward’ın (VIII. Edward) gutunu iyileştiren “ışık banyosu” adı verilen bir tedavi yöntemi geliştirdi.

Gerald ve Sara Murphy, Fransız Rivierası’na 1921’de gelmiş olan bir Amerikan milyoner çiftti. Riviera’ya geldiklerinde, bronzlaşma trendi popüler değildi.

Ancak zamanla bronzlaşmanın cazibesine kapıldılar ve güneşlenmek için sık sık plajlara gitmeye başladılar.

Bu üst sınıftan insanların dikkatini çekti ve güneşlenme kültürünün yayılmasına katkıda bulundu.

Popüler moda dergisi olan Vogue, 1927 yılında bronz tenli bir modeli kapak fotoğrafı yaparak bir dönüm noktasına imza attı.

Daha sonra güneşlenmek artık zengin, ayrıcalıklı ve güzel olmanın belirgin bir göstergesi haline gelmişti.

Tasarımcı Jean Patou, bu trendi yakalayarak 1927 yılında Huile de Chaldee adlı güneş yağını piyasaya sürdü.

1950’lerde, daha iyi bronzlaşmak için bebek yağı kullanıldı ve ilk bronzlaştırıcı ortaya çıktı.

1962’de güneş koruyucu SPF ile derecelendirildi. Daha sonra 1970’te ‘bronzlaştırabilen’ mayo gibi garip yenilikler ortaya çıktı.

1970’lerde ekonomik krizlerin başlamasıyla bronzlaşma ürünleri tatile çıkmanın yerini alabilecek alternatifler haline geldi.

1972 yılına gelindiğinde ise ilk bronz tenli Barbie üretildi. Üstelik yanında güneş kremi ve güneş gözlüğü aksesuarları da vardı!

Peki bugün durum ne? Guardian’ın moda yazarı Jess Cartner-Morley’e göre, Morley’e göre bronz ten hala kişilerin ekonomik durumunu ifade ediyor.

Modern dönem insanlarının gösteriş yapma şekillerinden biri sağlık ve refah içinde olduğunu gösteren bir cilt.

Aslında SPF ürünleri gerçekten de Gen Z ve Milenyum çağı arasında popüler hale geldi. Bunu günümüzdeki birçok influencerın profillerinde bu ürünlerin ciltlerine ne kadar iyi geldiğini söyleyip paylaşmalarından anlayabiliyoruz.

Kesin olan bir şey varsa, insanlar sosyal normların, statünün ve tabii ki güçlü medyanın etkilerine bağlı oldukça, bronzlaşma kültürü gün yüzünde olmaya devam edecek.

Peki siz bronzlaşmak hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir