Baharı yarım kalan ülkenin mutluluk bakanı: Ons Jabeur (Derya Acemoğlu yazdı)

Bu bir tenis yazısı değil. Ben de zaten spor muhabiri değilim. Aslında bu yazının konusu olan kişi, sezonun ikinci grand slam turnuvası Roland-Garros’ta fırtınalar da estirmedi.

Ama adını doğup büyüdüğü kıtanın dışına taşıyan ve özellikle hemcinslerine rol model olan bir kadın o: Ons Jabeur.

Bu sene henüz parlak bir başarı göstermemiş olsa da bir ilham öyküsü onunkisi.

Çünkü onun korta her adım atışı, Kuzey Afrika ülkesi Tunus’a ve onunla birlikte bütün bir kıtaya görünürlük kazandırıyor.

Ons Jabeur, 28 Ağustos 1994’te Tunus’un doğusundaki Ksar Hellal kasabasında doğdu.

Orta halli bir ailenin dört çocuğundan biriydi.

Tenisle tanışması üç yaşında oldu.

Hevesli bir tenis sever olan annesi, bölgedeki otellerin kortlarında oynarken kızını da yanında götürürdü.

Ons Jabeur’un okul hayatı spor akademilerinde geçti.

Oyun stili de yavaş yavaş şekillendi.

Onun ilk uluslararası başarısı, 2011’de Roland Garros Gençler kategorisinde zafere ulaştığında geldi.

Paris’in toprak kortu, Jabeur’u küresel tenis radarına soktu.

2022 yılı kariyerinin dönüm noktası oldu. Mayıs ayında Madrid Açık’taki zaferini aynı yıl hem Wimbledon hem de ABD Açık’taki grand slam finalleri izledi.

İki büyük turnuvada final oynaması ona hem ün hem de yeni bir unvan daha getirdi.

Tunuslu Ons Jabeur, 1968’den beri tenis grand slam tekler finaline ulaşan ilk Afrikalı ve ilk Arap kadın tenisçi oldu.

İki finalde de kupayı kaldıramadı belki ama karizmatik ve sevilen bir figüre dönüştü.

Tunus’un tam da böyle gülen yüzlere ihtiyacı var.

Ülkede son yıllarda siyasi krizin de körüklediği derin bir ekonomik kriz hakim.

Kuzey Afrika ülkesi, Ortadoğu ve Afrika’yı saran Arap Baharı kıvılcımının parladığı ülkeydi.

O ilk ateş Kasım 2010’da beyaz badanalı, mavi çerçeveli evleriyle ünlü Sidi Bou Said’de çok acı bir şekilde harlandı.

İş bulamadığı için meyve sebze satıcılığı yapan üniversite mezunu Muhammed Buazizi, satış arabasına polisin el koymasından sonra kendini ateşe verdi.

Hayatını kaybeden Buazizi’nin kendisiyle birlikte yaktığı ateş, kıtada dalga dalga yayıldı. Önce Mısır, ardından Libya ve Suriye’de meydanlardan özgürlük sesleri yükseldi. Tunus’taysa bu tarihi kırılmanın bir adı vardı: Yasemin Devrimi.

Protestolar sonrası, 23 yıldır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin bin Ali ülkeden kaçtı.

Yıllar sonra ülkenin “Mutluluk Bakanı” olarak anılacak Ons Jabeur
tüm bunlar olurken sadece 16 yaşındaydı.

Ülkede ortaya çıkan geçiş süreci, iktidarın barışçıl devriyle sonuçlandı.
Yeni ve demokratik bir anayasa hayata geçti.

Tunuslu kadınların gayrimüslimlerle evlenmesine izin verilmesi ve aile içi şiddet ile kadınların istismarına ağır cezalar verilmesi gibi adımlar atıldı.
Hatta öyle ki iç savaşın kıyısına gelmiş bir ülkede alternatif barıçıl bir süreç başlattıkları gerekçesiyle, sivil toplum örgütlerinden oluşan Ulusal Diyalog Dörtlüsü, 2015 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Ancak Arap Baharı’nın tek başarılı örneği olarak ele alınan ülkede, devrimden sonra beklenen sosyoekonomik sıçrama bir türlü gerçekleşemedi.

Üzerine pandemi geldi. Turizmin durması Tunus ekonomisini daralttı.
2019’daki seçimlerde cumhurbaşkanı koltuğuna yüzde 72 oyla anayasa hukukçusu Kays Said oturdu. Ülke o zamandan bu yana yeni bir sürecin içinde.

Bahar sarsıcı bir kışa dönüşmüş gibi görünüyor.

Cumhurbaşkanı Said, 2021’in Temmuz ayında Meclis’in çalışmalarını dondurdu.

Başbakanı azletti.

Anayasanın bir bölümünü de askıya aldı; ülkeyi kararnamelerle yönetti.
Ülkede muhaliflere yönelik baskı iklimi hakim.

Cumhurbaşkanı’na geniş yetkiler tanıyan anayasa da muhalefetin boykotu nedeniyle katılımın yüzde 27’de kaldığı bir referandumla kabul edilmiş durumda.

TUNUS’UN ULUSAL HAZİNESİ

Bugün yaseminler ülkesi Tunus’ta genel tablo bu şekilde.

Ülke diken üstünde.

Belki de tam bu yüzden bireysel sportif başarılar dalga dalga yayılan bir mutluluğa dönüşebiliyor.

İşte Ons Jabeur, Tunuslulara bunu hissettiriyor.

Onu ülkenin “Mutluluk Bakanı” olarak adlandırıyorlar.

Bunun tek nedeni, kortlardaki yükselişi değil.

Onu sık sık gülümserken görüyor olmamız da bir neden.

Kariyerinde ilk kez çıktığı Roland Garros çeyrek finalinden sonra, karşılaşmanın mağlup tarafı olarak gazetecilerin karşısına geçtiğinde bile gülümsüyordu. Hatta basın ordusundan önce harekete geçip “nasıl hissettiğimi bilmek istemez misiniz” diyecek kadar da açıktı.

Tunuslular onun maçlarını takip etmek için ekran başına geçiyor.

Onun müsabakaları sırasında sosyal medyada bir dalgalanma yaşanıyor.
Ülkesinde kadın sporları için yeni bir imaj yarattı o.

Tunus’un ulusal hazinesi olarak gösteriliyor.

Yüzü reklam panolarını, dergilerin kapaklarını süsledi.

Vogue Arabia’nın Ocak 2023 kapak yıldızı oldu.

Manşet sürpriz değildi:

“Arapların birbirlerine başarabileceğimizi göstermeleri önemli”
“It’s Important That Arabs Show Each Other That We Can Make It”
Ülkenin telekomünikasyon operatörü, ana sponsorlarından biri. Ons Jabeur, dört Grand Slam sahibi Naomi Osaka tarafından kurulan menajerlik ajansı Evolve ile de sözleşme imzaladı.

Jabeur’un teknik ekibi de Tunuslu.

Antrenörlerinden biri de, eski bir profesonel eskrimci olan eşi Karim Kamoun.

“SADECE KENDİM İÇİN DEĞİL, HERKES İÇİN OYNUYORUM”

Ons Jabeur, dur durak bilmeyen iletişim çağında, Tunuslu kadınlar ve onların görünürlüğü hakkında devam eden bir hikayenin parçası.
Roland Garros çeyrek finalinde kendisini eleyen Brezilyalı rakibi Beatriz Haddad Maia hakkında söyledikleri de, bunun bilincinde olduğunu kanıtlar nitelikte:

“Benim hikayem ve onun hikayesi biraz benzer gibi hissediyorum.
Onun adına ve Brezilya için çok mutluyum. Umarım ülkesi için daha fazlasını yapabilir”

Zaten sıradan bir tebrikle değil, sarılarak vedalaştı kortta rakibiyle de. Bir ülkeyi, hatta belki bir kıtayı temsil etmenin ağırlığını ya da
gururunu Ons Jabeur çok iyi biliyor.

Kuzey Afrikalı tenisçi insanlara ilham vermeyi seçtiğini her fırsatta söylüyor.

Ülkesi için tuğla tuğla yol inşa ettiğinin farkında.

Bunu bir yük olarak görmediğini, büyük bir zevk ve sorumluluk olarak gördüğünü de vurguluyor.

Kortlarda önünde güçlü rakipleri var.

Yolu nereye kadar gider bilinmez.

En azından ben tahminde bulunabilecek sportif birikimde değilim.
Ama geçmişten bir tanıklıkla şunu söyleyebilirim.

2014 yılında devrim sonrası hazırlanan ilk anayasanın referandumu için Tunus’a gitmiştim.

Zeytin ağaçlarının sıralandığı yollardan geçerken bile hissedilen
bir heyecan vardı herkeste.

Başkentin ünlü Habib Burgiba bulvarında yaptığım sokak röportajlarında Tunusluların ortak görüşü değişimin ellerinde olduğuydu.

Tunus, antik Kartaca İmparatorluğu’nu kuran Kraliçe Dido’nun ülkesi. Akdeniz melteminin en güzel estiği yere kurmuş ülkesini Kraliçe Dido..

Boşuna değil.

Şu bir gerçek ki toplumların değişmesi, bireylerinki gibi kolay olmayabiliyor. Jabuer, tenis kariyerinde bir grand slam kucaklar mı bilinmez ama toplum hafızasında bir dinamizme yol açtığı kesin.
Nisan ayında Fransız basınına verdiği bir röportajda şu cümlesi gözüme çarpıyor Jabeur’un:

“Bundan sonra artık kendim için değil, herkes için tenis oynuyorum.”

Kıta Avrupası dışından birisinin çok daha iyi anlayabileceği bir cümle bu.
Tunus gibi değişimin kıyısından dönmüş, yara bere içinde bir ülkede bu duygular kolay unutulmaz.

Ve her şeyi mümkün olduğunu gösteren bu büyük meydan okuma, tarihte mutlaka yerini alır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir